Ürün Sepetinize Eklendi

X
SEPETE GİT
ALIŞVERİŞE DEVAM ET

03

HAZ'20
Sarı Çizgiye Dikkat


SARI ÇİZGİYE DİKKAT
 
'Aman aman güvenmeyin şu faniye,
Döner dünya, geçer zaman'  diye başlıyordu bir parçanın sözleri, ben adımlarımı aheste bir şekilde sarı çizginin üzerinde ilerletirken. 
Beynimde şimşek gibi çakan düşünceler bir rıhtıma hoyratça savruldu o ân. Ben kimdim, neredeydim, ne yapıyordum? 
Saatlerce çırpınıp duran kalbimin ritmini bastırmak ister gibi sağa sola yalpalanıp durdum yol boyunca. Kâh ağladım, kâh gülümsedim. Bakışlarımı sayısız insanın yüzü ile buluşturdum, gökyüzüne baktım, ağaçlara dokundum, sonra ulaşamadığım her yere...  Asfaltın üzerinde kâtuf şekilde ilerleyen bir köpeğin patilerine takıldı gözlerim. 
'O mu hayvandı, yoksa benim nefsim mi?' karar veremedim. Nefsimin önüme sunduğu lezzetli gibi görünen ama yediği anda zehirleyen istek ve arzularına baktım. Bir lokma atsam ağzıma lezzetinden dört köşe olmuş, kendinden geçmiş bir şekilde dolanır dururdum ortalıkta, biliyorum. Fakat beş dakika sonrasını düşünmek bile istemiyorum. Yediğim lezzet bir anda yok olup, midemde şiddetli bir ağrıya dönüşecek ve beni yerle yeksan edecekti. Bunu da biliyorum.
Bunu sen de biliyorsun, aslında hepimiz biliyoruz.
Ömrümüzü beş dakikalık zevkler uğruna hiç'e indirip, sonsuza dek sürecek acıların kucağına atlıyoruz. Oysa atladığımız şey sonu olmayan bir uçurumdan başka bir şey değil. 
Faydasız, boş, malayani şeylerle ilgilenmekten kendi özümüze dönüp, kendi değerimizi ve güzelliğimizi göremez olduk. Acaba görmek için ilâhi bir gözlük takmayı mı beklememiz gerekiyor, yoksa kalbimizle bakmamız yeterli mi?
Bence kalp bir et parçasından daha öte bir şey. Muazzam bir yaratılış... Manevi sırları aralayınca bakmayı ve görmesini bilene ilâhi bir perde... 
İşte şimdi ayaklarımı 'perondaki sarı çizgiyi geçmeyin' ikazına uyarak birkaç adım geri atıyorum. Ve şimdi eteklerimi uçuşturan rüzgâra karşı kollarımı açıp özgürce bağırıyorum; 'işte hayat bu... Özgürlük bu... İnce çizgi üzerinde yürüdüğüm yol sensin... Senin yolundayım ve elimden geldiğince çizdiğin sınırların ötesine geçmemeye çalışacağım. Biliyorum, sınırlar her zaman önemlidir ve sen sevdiğin için sınırlar çizersin.'
Şimdi nefsimin çizginin ötesine geçmemi söylediği tiz sesini susturup haykırıyorum;
'Benim bahçemde kuru çiçekler, ölü topraklar var ve sen onların da Rabbisin.
Benim nefsim hep kötü şeyleri ister, tövbesini bozar, kendine zulmeder ama sen tüm bunların da sahibisin.
Sen benimsin, benim Rabbimsin.
Sen bağışlayansın, sen tövbesini bin kez bozsa da, kulunun bin birinci kez gelişinde yine tövbesini kabul eden, asla kapılarını kapatmayansın.
Sen benimsin Rabbim.
Sen benimlesin.
Sen...
Sen benden gitmeyenimsin.
Sen hep bende var olansın.
Benimlesin.
Özlediğimsin,
Ağladığımsın,
Güldüğümsün.
Sen tüm duygularımın baş kahramanısın. Sen benim hem korkum, hem ümidim ve o ikisi arasındaki inci çizgide bir ömür beklemeye razı olacağım sahibimsin. 
Sen önünde senelerce secde etmekten usanmayacağım tek'imsin. 
Senin binlerce kulun var, belki onları benden daha çok seviyorsundur bilemem ama benim senden başka Rabbim yok.
Seveceğim de yok, seveceğine inandığım başkası da yok.
Sen herkese yetensin, herkesin imdadına aynı anda koşansın...
Sen her şeye kadirsin ama ben... Ben kafeste çırpınan bir kuş gibiyim; kanadım kırık ve yaralarımı saracak olan yine sensin.
Sen sensin, sen bendesin, ben de sen(de) olayım. 'Sevdiğim kulum sensin' zümresine beni de dahil et. Çünkü ben senin sevgine çok açım.
Benim kararan kalbimi seninle aydınlat, benim gönlümü incitme, beni terk etme, beni benle bırakma.
Çünkü ben korkuyorum sensizliğin acısından. 
Rabbim...
Bir kez de bana KULUM de! Bir kez de bana göster cemalini... Yemin ederim beklerim, ben seni hep beklerim ve bekleyeceğim...
Rabbim, ah Rabbim, canım Rabbim...!



Tuğçe Çakır

 

 






Anahtar Kelimeler: Sarı Çizgiye Dikkat